Uzun bir aradan sonra bilişim şirketi kurmak isteyenlere yazı dizisi devam ediyor. Serinin ilk iki makalesine şuradan ve şuradan ulaşabilirsiniz.

Bu yazıda size, dün epeyce sohbet etme imkanı bulduğum Şamil Yıldırım’ın -ki kendisi çok uluslu şirketlerde üst düzey görevlerde bulunmuş ve şu anda Türkiye’nin önde gelen birkaç yazılım firmasının sahibi- aktardığı tavsiyeleri ileteceğim. Hem de unutmamak için burayada not düşeyim istedim. Şamil Bey, gerçekten ilk cümlesinden itibaren kendisine inanılmaz saygı duymaya başladığım ve rol model almayı istediğim bir insan. Ayrıca deneyimlerini paylaşmayı oldukça seviyor. Sanırım bu yazı kendisini sevindirecektir.

Tavsiyeleri maddeler halinde sıralayacağım. Yanlız belirteyim belli bir gidişat yok. Sorularınız olursa bana iletebilirsiniz.

Devamını oku »

Şurada , şurada ve şurada örneklerini göreceğiniz, son zamanlarda alevlenen bir tartışma konusu kamu kurumlarında özgür yazılım kullanımı.

Kamu kurumları, genellikle teknolojiyle alakalı işlerini veya altyapılarını özel sektörün sahip olduğu işgücü aracılığıyla çözüme kavuşturma eğilimindedirler. Kendi içlerinde varolan problemlere çözüm arayan veya yeni uygulamalar geliştiren (en azından büyük çapta) çok az kamu kurumu var. Bilgi işlem personelleri genel anlamda bilgili de olsalar, kamuda çalışmanın getirdiği “kurallara” onlarda bağlı.

Kanımca, ülkelerin kamu kurumlarının sırları veya ürettikleri/depoladıkları bilgiler hayati önem taşıdığından bu kurumların kullandıkları yazılımlarında güvenilir olmaları gerekiyor.

Devamını oku »

Aslında başlık biraz hatalı oldu ama daha iyisini bulamadım. Bu yazıda anlatmak istediğim, temel olarak, kimsenin dikkat etmediği ve böyle giderse de dikkat etmeyeceği bir sorun. Türkiye’de “Teknokent” kavramı.

Ülkemizde bütün dünyada olduğu gibi teknoloji geliştirme alanları mevcut. Bu alanlar, 4691 Sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile düzenlenmiş haklara sahiptir. Yani işin özeti teknokentlerde faaliyet gösteren firmalara, devlet çeşitli teşvikler (1, 2)  sunmuştur. Bu teşviklerin içerisinde yerine göre, vergi muhafiyetleri, eleman çalıştırmada kolaylıklar gibi çok önemli kalemler var. Peki devlet bunu neden yapıyor ? Aynen alıntılayalım :

Devamını oku »

Türkiye’nin Bilişim Teknolojileri alanındaki potansiyelini bilmeyen yoktur. Gerek devlet yatırımları ve teşviklerinin hemen hiç olmaması, gerekse de sektör olarak pastanın ufak olması sebebiyle bu potansiyelin henüz çok ufak bir kısmı kullanılmaktadır. Oysa dünya üzerindeki örneklerden yola çıkarak (İrlanda, Hindistan, vs) bilişim alanına yapılacak yatırımlar ışığında çok farklı noktalara geleceğimiz kesin. Bu aslında başka bir yazının konusu. Buraya ülkemizdeki potansiyelin kullanılmamasının temel sebeplerinden birisiyle yolu kesişen bir diğer konu sebebiyle değindim : “Yazılım İhracatı”.

Dünya’da bilişim sektörü en hızlı büyüme kaydeden ve en çok gelecek görülen sektör. Bilirsiniz, bazı sektörler hiç ölmez denir. Örneğin; inşaat, gıda, sağlık, vs. Bana kalırsa bilişim sektörüde bu konuma yükselmiştir. Peki dünya’da bu sektör neden bu kadar yükseliyor ? Cevap çok basit : ihtiyaçlar sebebiyle. Görünen o ki bu ihtiyaçlar giderek artmaktadır. Bu bize iki sonuç gösteriyor. İlki dünya’da yetişmiş IT personeli açığının olduğu. Diğeri ise, ihtiyaç olan yere hizmet götürecek firmalara ihtiyaç olduğu.

Buradan yola çıkarak, dünya’daki yazılım firmalarının çoğuna bakarsak, hemen hepsinin “Globalleşmiş” olduklarını görürüz. Günümüzdeki iletişim araçlarının gelişmişliği sayesinde, şirketler, merkezlerini başka ülkelerde, birimlerini başka ülkelerde oluşturabilmektedir. Bunun getirileri ortadadır. Şunu da unutmayalım, globalleşmeyi sağlayan en önemli araç teknolojidir. Çünkü bu teknolojiler, uzak mesafeleri anlamsız hale getirmiş, insanların anında birbirlerinden haberdar olmalarını sağlamışlardır. Bu durumda, globalleşmenin baş sorumluları olan teknoloji firmalarının globalleşmesi kadar doğal başka birşey olamaz. Yabancı firmaların bunu gayet iyi başardıklarını görüyoruz. Örneğin, GoogleMicrosoft, Yahoo veya Business Objects Software isimli İrlanda kökenli bir firma gibi binlercesi, birçok dilde hizmetler sağlıyorlar.

Devamını oku »

Aslında şu bağlantıda bulunan Erhan Keskenin yorumu beni bu yazıyı yazmaya iten sebep oldu. Alıntılarsak “Bence turkiye ile ilgili dert genelde yazilim firmalarinin butik isler yapan firmalar olmasi. Musteri der ki ben soyle bir ceket istiyorum sen de ona gore dikersin, o ceketi de o musteriden baskasi giyemez.” demiş. Bu durum benim uzun zamandır yazılım sektöründe gördüğüm bir sıkıntı.

Eğer şu anki duruma bir bakarsak; sektörde bulunan birçok firma bir şekilde bir şeyler üretmeye çalışıyor. Bunun içinde belirli bir “müşteri” bulup ona uygun yazılımlar üretmeyi deniyorlar. Bu “müşteri” bir kamu kurumu, bir banka veya herhangi bir kişi olabilir. Bu oluşturdukları “ürünleri” genelleştirip bunlardan gerçek anlamda bir ürün oluşturmuyorlar. Bunun sebebi, bu durumu pek düşünmemek aslında.

Devamını oku »

Özellikle Ankara’da bulunanan yazılım firmalarının büyük çoğunluğu sıklıkla Kamu Kurumlarına iş yaparlar. İstanbul’da bu o kadar yaygın değildir. Kamu kurumlarının Ankara’da bulunması tabiki bunun en önemli nedeni.

Ankara firmalarının çoğunluğu gözünü başka işlere kapamıştır. Bunun sebebi Kamu işlerinin tabiri caizse “ballı” olmasıdır. Kurum sonuçta yapılan işi beğenmese bile siz bir sözleşme imzalamışsınızdır ve ancak çok uç durumlarda ceza yiyebilirsiniz. Önemli olan zamanında iyi ya da kötü ortaya birşeylerin çıkartılabilmesidir. İşte bu sebepten birçok kamu projesi hüsranla sonuçlanmıştır.

Bu tip projelerdeki en büyük risk ceza yemektir. Eğer proje süresi verilenden çok fazla sarkarsa veya işler kurumun istediği gibi gitmezse ceza yemeniz kaçınılmaz olur. Bu durumda, para cezasından kamudan men cezasına kadar geniş bir yelpaze mevcuttur.

Devamını oku »