Birkaç gün önce dışarıda birsürü farklı siyasi partinin ilanlarını gördüğümde düşünmeye başladığım değişik bir ütopyayı paylaşmak istiyorum sizinle. Bu anlatacağım ütopya (adı üzerinde zaten) gerçekleşmesi -ki teknik olarak belki yüzlerce yıl sonra böyle bir teknolojiye ulaşabiliriz- oldukça zor bir durumdan besleniyor; yapay zeka.

Tüm o siyasi reklamlara bakarken aklıma Türkiye’deki demokrasi demokrasi mi? yoksa çok partili sistem mi? tartışması geldi. Öncelikle söylemem gerekir, bence yerel seçimlerinde partilere deÄŸil insanlara oy vermeliyiz. Çünkü sonuçta bir ideoloji seçmiyoruz, bize hizmet edecek bir birey seçiyoruz. Genel seçimlerde bu unsurun yanında ülke yönetimide girdiÄŸi için orada iÅŸin içine ideolojide giriyor. Bu durumda parti sistemi gayet mantıklı.

Devamını oku »

-Sri Chinmoy Ghose (Hint Åžair).

Az önce uzun zamandır vakit ayırıpta izleyemediÄŸim ÅŸu ünlü belgesel Zeitgeist‘i izledim. Kendileri bedava dağıtılıyor. İzlemeyenleri kesinlikle izlemeye davet ediyorum. Bazı insanları oldukça rahatsız edeceÄŸini düşündüğüm ÅŸeyler anlatsada izlenmesi gereken bir belgesel. Konu olarak, bugüne kadar insanları kimlerin yönettiÄŸi ve bunun için neler yaptıkları seçilmiÅŸ. Yapım 3 bölüme ayrılmış. Bunlar sırasıyla, Din, 11 Eylül GerçeÄŸi ve Küresel Dünya Devleti.

Şurada yapımla ilgili inanılmaz doğru tespitlerde bulunulmuş. Ayrıca üçüncü yoruma dikkat ediniz.

Niyetim tam olarak belgeselle ilgili eleştiri yazmak değil. Daha çok belgeselde anlatılan şeylerle ilgili yorum yapmak. Ama belgeselin birkaç noktasına takılmadan edemedim. Öncelikle bütün olayın sorumlusu sanki Amerikaymış gibi anlatılmış. Fakat durumun tam olarak bu olmadığı bilinen bir gerçek. Yani olayın Amerika haricindeki boyutlarına tam değinilmediğini görüyorum (burada 11 Eylülle ilgili kısmı çıkartmak gerekir sanırım). İkinci olarak din kısmında söylemek istediği şey, insanlığın binlerce yıldır dini diğer insanları yönetmek için bir araç olarak kullandığı iken, bu mesajdan çok dinsel düşüncelerde geçen olguların gerçekte var olmadığını anlatmış.

Devamını oku »

Bu tamamen kapitalizm kavramının neden ve nasıl ortaya çıktığı ile ilgili bir yazı. Daha birkaç gün önce girdiğim Uluslararası İletişim dersinin sınavında sorulan bir sorunun aklıma takılması üzerine bu yazıyı yazdım.

Kapitalizmin baÅŸlıca etmenlerinden birisi pazarlamadır. Pazarlama özellikle 2. Dünya savaşından sonra çehresi çok fazla deÄŸiÅŸen bir alan. Biraz geriye gidersek; sanayi devriminin ilk baÅŸlarında önemli olan ÅŸey, elde edilen ürünün satılmasıydı. Yani, ürünün kullanışlılığı, saÄŸlamlığı gibi diÄŸer faktörler çok önemsenmiyordu. Bu aslında o döneme baktığınız zaman gayet doÄŸal birÅŸey. Çünkü kapitalizm olgusu yeni baÅŸlamıştı ve “geliÅŸmiÅŸ ülkeler” henüz sömürgeler kazanmak için askeri uygulamalar yerine kapitalist politikalar kullanabileceklerinin farkında deÄŸildiler. Daha ileri dönemlere baktığımızda, özellikle büyük Amerikan buhranı dönemlerinde (1930lar) geliÅŸen, birikimci fordist yaklaşım(Ford ÅŸirketinin kurucusu Henry Ford tarafından geliÅŸtirilmiÅŸtir) denilen bir üretim ve pazarlama yaklaşımını görürüz. Üretim bantları kullanılarak, iÅŸ gücü ve satış unsurlarınında ön plana çıktığı bu yaklaşım, dönemi için önemli ölçüde bir “tüketim toplumu” yaratmıştır.

Åžimdi iÅŸin biraz kapitalist boyutuyla ilgili konuÅŸalım. Öncelikle ÅŸunu belirteyim: İnsanların doÄŸaları gereÄŸi, hiçbir koÅŸulda birbirleriyle mutlu bir ÅŸekilde yaÅŸayamayacaklarını savunan birisi olarak (bkz. Steven Lukes -  Profesör Caritat’ın Åžaşırtıcı Aydınlanması) , bugüne kadar geliÅŸtirilen (ve bundan sonra geliÅŸtirilecek) bütün toplumsal yapıları ve görüşleri iÅŸe yaramaz buluyorum. Düşününce hepsinin kendi problemleri var. Bu sebeple bu yazacaklarımı herhangi bir görüş bildirmek için deÄŸil, halihazırda olan olayları anlatmak için yazıyorum.

Devamını oku »