Bir süredir çalışma hayatımı aksatmayacak şekilde nasıl yüksek lisans yaparım diye araştırıyordum. Okula gitmek ve (genelde tezsiz ve ikinci öğretim olduğu için) geç saatlere kadar çalışmak zor geliyordu. Sonra aklıma uzaktan eğitim programlarını araştırmak geldi. Bu araştırmamda çıkardığım sonuçları burada paylaşmak istiyorum.

Uzaktan eğitim, ülkemizde yeni yeni değeri anlaşılan bir alan. Çoğu üniversite bu konuda çalışmaya başlamış gördüğüm kadarıyla. Özellikle bilişim ve mba alanlarında bir atılım var. 

Programların ücretleri de yaklaşık bir örgün ikinci öğretim tezsiz yüksek lisans eğitimi kadar. Ortalama 4500 – 5000 TL + KDV civarında geziniyor. Bu miktar özel bir üniversitedeki bir yüksek lisans programı ücretinin yarısından daha az. Tam olarak ücret bilgilerini bölüme telefon ederek veya varsa internet sitesinden edinebilirsiniz.

Devamını oku »

Bilişim ürünlerinde marka bağımlılığını irdelediğim şu girdinin devamı niteliğindeki bu yazıda, bu bağımlılığın nedenlerini bulmaya çalışacağım. Öncelikle tekrar markadan kastımın, ürünün kendisi veya “konspeti” olduğunu söyleyeyim. Marka kelimesini kullanmamdaki amaçsa, iletişim teorilerinde geçen “marka bağımlılığı” terimine atıfta bulunmaktır.

Marka‘nın oluşum amacı, insanlar üzerinde etki bırakmaktır. Bu etki bazen, bilinebilirlik, bazen rafta ürünü diğerlerinden öne çıkarma, bazen de bağlanma gibi boyutlarda olabilir. İlk bakışta bilişim ürünlerinde diğer türlerden daha farklı bir marka etkisi görünmektedir. Bu büyük ölçüde doğrudur. İnsanlar genellikle kullandıkları ürünlere gönülden bağlanmaktadırlar. Sonuçta da bununla ilgili birçok tartışmaya girmekten çekinmezler. Bu durum, markaları tanıtmaya veya yerlerini sağlamlaştırmaya çalışan birçok “gönüllü” ortaya çıkartır.

Şimdi bunların benim tespit ettiğim nedenlerine kısaca değinirsek :

Devamını oku »

İnsanlar -özellikle bilişim ürünlerinde- marka fanatiği olabiliyorlar. Burada markadan kastım, ürünün kendisi veya “konspeti”. Marka kelimesini kullanmamdaki amaçsa, iletişim teorilerinde geçen “marka bağımlılığı” terimine atıfta bulunmak.

Uzun zamandır internet ortamında konuşulan konulardan,  tartışmalardan çıkardığım sonuç; insanların kullandıkları veya kullanmayı sevdikleri ürünlere ve onları üreten kurumlara gönülden bağlandıkları. Bu çok ilginç bir durum. Yani bugüne kadar hiçbir yerde, kullandığı margarine bu kadar bağlanan bir ev hanımı görmedim. Bunun belirli sebepleri var tabiki. Bu ayrı bir yazının konusu.

Kaç kişi bugüne kadar windows-linux tartışması görmedi? ya da .Net – Java ya da Apple – PC. Burada dikkati çeken durum, tartışan kesimin genelinde hakim olan konu hakkında bilgisizlik. Tartışmaya katılanların büyük kısmı (dikkat edin hepsi demiyorum) tartışılan konu hakkında yeterli teknik bilgiye sahip değil. Mesela Java’nın .Net’ten üstün olduğunu iddia edenlerin (ya da tersi) genelde iki platform hakkında bile yeterli bilgisi yok.

Devamını oku »

Türkiye’nin Bilişim Teknolojileri alanındaki potansiyelini bilmeyen yoktur. Gerek devlet yatırımları ve teşviklerinin hemen hiç olmaması, gerekse de sektör olarak pastanın ufak olması sebebiyle bu potansiyelin henüz çok ufak bir kısmı kullanılmaktadır. Oysa dünya üzerindeki örneklerden yola çıkarak (İrlanda, Hindistan, vs) bilişim alanına yapılacak yatırımlar ışığında çok farklı noktalara geleceğimiz kesin. Bu aslında başka bir yazının konusu. Buraya ülkemizdeki potansiyelin kullanılmamasının temel sebeplerinden birisiyle yolu kesişen bir diğer konu sebebiyle değindim : “Yazılım İhracatı”.

Dünya’da bilişim sektörü en hızlı büyüme kaydeden ve en çok gelecek görülen sektör. Bilirsiniz, bazı sektörler hiç ölmez denir. Örneğin; inşaat, gıda, sağlık, vs. Bana kalırsa bilişim sektörüde bu konuma yükselmiştir. Peki dünya’da bu sektör neden bu kadar yükseliyor ? Cevap çok basit : ihtiyaçlar sebebiyle. Görünen o ki bu ihtiyaçlar giderek artmaktadır. Bu bize iki sonuç gösteriyor. İlki dünya’da yetişmiş IT personeli açığının olduğu. Diğeri ise, ihtiyaç olan yere hizmet götürecek firmalara ihtiyaç olduğu.

Buradan yola çıkarak, dünya’daki yazılım firmalarının çoğuna bakarsak, hemen hepsinin “Globalleşmiş” olduklarını görürüz. Günümüzdeki iletişim araçlarının gelişmişliği sayesinde, şirketler, merkezlerini başka ülkelerde, birimlerini başka ülkelerde oluşturabilmektedir. Bunun getirileri ortadadır. Şunu da unutmayalım, globalleşmeyi sağlayan en önemli araç teknolojidir. Çünkü bu teknolojiler, uzak mesafeleri anlamsız hale getirmiş, insanların anında birbirlerinden haberdar olmalarını sağlamışlardır. Bu durumda, globalleşmenin baş sorumluları olan teknoloji firmalarının globalleşmesi kadar doğal başka birşey olamaz. Yabancı firmaların bunu gayet iyi başardıklarını görüyoruz. Örneğin, GoogleMicrosoft, Yahoo veya Business Objects Software isimli İrlanda kökenli bir firma gibi binlercesi, birçok dilde hizmetler sağlıyorlar.

Devamını oku »

Günümüz pazarlama trendleri içerisinde en öne çıkan olgu markalaşmadır. Reklam ve diğer iletişim faaliyetleride bu olguya hizmet ederler. Markalaşma, ürünün farkındalık yaratması için, akılda kalıcı olabilmesi için gerekli en önemli şartlardan birisidir.

Peki size bir soru sorayım, hiç “marka” olmuş bir yazılım ürünü biliyor musunuz ? Bu sorunun cevabı muhtemelen evet olacaktır. Çünkü yabancı firmalar markalaşmaya çok önem vermekte ve bunu gayet güzel başarmaktadırlar. Buna en çarpıcı örnek kimilerinin sevmediği, kimilerinin hayran olduğu ama nedense hemen herkesin kullandığı Windows işletim sistemidir. Ülkemizde (maalesef) “bilgisayar bilmek” le kastedilen tamamen Windows kullanmayı bilmektir. Bu da gösteriyor ki bu ürün markalaşmış sağlam bir üründür.

Peki şimdi başka bir soru sorayım. Bana marka olmuş bir tane Türk yapımı yazılım ürünü söyler misiniz ? İşte bu noktada işler biraz karışıyor. Bu bize Türk yazılım firmalarının hemen hepsinin markalaşmaya hiç önem vermediklerini gösteriyor. Bizdeki durum özetle şudur : Müşteriler bir şekilde “bağlanır”. Bunun için genelde satış elemanları dolaşırlar veya referans olan yerler sayesinde müşteriler bulunur. Yani çoğu zaman müşterinin firmaları bulması beklenmez.

Devamını oku »

Özellikle Ankara’da bulunanan yazılım firmalarının büyük çoğunluğu sıklıkla Kamu Kurumlarına iş yaparlar. İstanbul’da bu o kadar yaygın değildir. Kamu kurumlarının Ankara’da bulunması tabiki bunun en önemli nedeni.

Ankara firmalarının çoğunluğu gözünü başka işlere kapamıştır. Bunun sebebi Kamu işlerinin tabiri caizse “ballı” olmasıdır. Kurum sonuçta yapılan işi beğenmese bile siz bir sözleşme imzalamışsınızdır ve ancak çok uç durumlarda ceza yiyebilirsiniz. Önemli olan zamanında iyi ya da kötü ortaya birşeylerin çıkartılabilmesidir. İşte bu sebepten birçok kamu projesi hüsranla sonuçlanmıştır.

Bu tip projelerdeki en büyük risk ceza yemektir. Eğer proje süresi verilenden çok fazla sarkarsa veya işler kurumun istediği gibi gitmezse ceza yemeniz kaçınılmaz olur. Bu durumda, para cezasından kamudan men cezasına kadar geniş bir yelpaze mevcuttur.

Devamını oku »

Sayfa 1 / 212