0

Sansür ?

20.Eylül.2008 Kategori: Bilişim Dünyası Diğer İletişim

Beni bu yazıyı yazmaya iten sinirlerim haricindeki etmen, bu aralar duyduğum iki farklı haber. İlki şurada okuduğum pornoma dokunma adlı sansür karşıtı kampanya. İkincisi ise daha neden olduğu bile bilinmeyen bir mahkeme kararı ile Richard Dawkins’in web sitesinin engellenmesi.

İnsanların topluluklar oluşturarak yaşamaya başlamalarından beri süregelen bir kavram sansür. Tarihte birçok yerde karşımıza çıkar. Birçok kral veya yönetici tarihçileri sansürlemiştir. Sırf düşünceleri birilerini rahatsız etti diye öldürülenler (bkz. Sokrates) olmuştur. Orta çağda dini kurumlar kendilerine zararlı gördükleri her düşünceyi engellemişler (bkz. Galileo). Matbaanın keşfinden sonra birçok kitap basılamamıştır. Ama asıl kopma noktası yazılı basının ortaya çıkmasından sonra olmuştur. Sansür aslında belirli bir kesimin kararları sonucu herhangibir yayının engellenmesidir. Yayından kastım herhangi bir şekilde belirtilen düşüncedir.

Dikkat ederseniz yukarıda belirli bir kesimden bahsettim. Bu kesim “genellikle” insanların üzerinde idare gücünü elinde bulunduran olan yöneticilerdir. Bu yöneticilerin çıkarı herşeyden önemlidir, çünkü onların aklında olan ellerindeki yönetim gücünü kaybetmemek. Bu duruma bakınca, yöneticilerin halkın hizmetinde olması gerekirken, yönetmenin asıl nedenini –ki bu halkın refahını sağlamak ve isteklerini gerçekleştirmektir yoksa yöneticiye ne gerek var, herkes kendi başına da yeterince kötü yaşayabilir- unutup ellerine geçirdikleri gücü kişisel veya ideolojik amaçlarla kullanmaktadırlar. Bu gücü elinde tutmanın bir diğer yöntemi propogandadır ki o konuya daha sonradan ayrıntılı bir şekilde değinmeyi düşünüyorum.

Bu noktada basın özgürlüğünün de biraz farklı olmakla birlikte sansür konusu içerisine dahil edilebileceğini düşünüyorum. Bu konudan her ne kadar bahsetmek istemesemde şunu söyleyebilirim; basın özgürlüğü tek başına pek bir anlam ifade etmeyen bir kavram. Asıl anlamını tarafsız kelimesiyle birleşince alıyor. Yani “tarafsız ve özgür basın”. Basının amacı sadece insanları bilgilendirmek ve üç devlet erkine bekçilik etmek (yani bu güçlerin yaptığı işlerden halkı haberdar eden) olmalı. Yöneticilerinin çıkarlarını korumak değil –ki bu da sansür demektir bir yerde.

Neyse, konumuza dönersek,

21.yy’da insanların en çok konuştukları ve en fazla yayının ortaya çıktığı alan ise internettir. Ulaşımının kolay olması, sürekli güncel olması, küresel boyutlarda olması gibi sebeplerden tercih edilmektedir. Ayrıca internet diğer yayın mecralarına kıyasla, daha çok insanın faydalandığı ve bir şekilde içerik belirleyici olduğu bir alan. Fakat günümüzde saçma sapan şeyler için sansürlemelerle karşılaşıyoruz. Yani bir kişi diğerine hakaret etti diye bir site kapanıyor! Ya da güya toplumu korumak adına “yanlış bulunan” içeriklere sahip siteler engelleniyor. Bunun sebebi yine yukarda değindiğim belirli kesimin dayatmaları. Özellikle Türkiye’de durum çok vahim. Son çıkan kanunlar sonunda her şikayette bulunan bir site kapatabiliyor. İşin komik yanı site kapatmak eyleminin fiziksel olarak gerçekleşmemesi ve sadece Türkiye sınırları içerisinden erişiminin engellenmesi. Yani çoğunlukla o yasaklanmış içerikleri görmemesi gereken ecnebi memleketler için bir sorun yok.

Richard Dawkins, Tübitak yayınlarından da birkaç kitabı çıkan Amerikalı Darwinci bir bilim adamı. Sizce bu kişinin kişisel sitesi neden engellenmiştir? Yönetimdeki olan kesimin görüşlerine zıt görüşleri olduğundan, bir tane yarım akıllının şikayet etmesinin buna tuz biber ektiğini düşünmek güç değil. İnsanların düşüncelerini veya yayınladıkları şeyleri engellemek kimseyi haklı yapmaz. Kimse bana Atatürk’e hakaret içeren videolar bulunduğu için Youtube’un kapatılmasını haklı gösteremez. Çünkü herkesin düşüncesi kendisi için doğrudur, toplumsal hayatta “mutlak gerçek” diye birşey yoktur. Asıl mutlak ve gerçek olan fiziki kurallardır. Bu durumda sırf kendi çıkarlarını ve doğru bildiklerini korumak veya diğer insanlara dayatmak için sansür uygulanması çok saçmadır.

Atatürk’e hakaret gibi ekstrem (yani toplumun çoğunun tepki göstereceği) içerikler en fazla karşı tarafla görüşerek sistemden silinebilir belki (ki ben buna da karşıyım).

İkinci olay ise, pornoma dokunma kampanyası. Bu kampanyanın kesinlikle sonuna kadar destekçisiyim. Ha şimdi diyebilirsiniz, porno insanların dengesini bozuyor, çocuklara zararlı vs vs. O zaman çocuklarınıza izlettirmeyin, birsürü ebeveyn koruması var piyasada. Diğer bütün iddalarıda kampanyanın açıklama yazısı güzel bir dille çürütüyor zaten, çok uzun olduğu için buraya alamadım ama okuyabilirsiniz. Savunmada kısaca, pornonunda diğer sektörler gibi bir sektör olduğundan, aynı diğer sektörler kadar sömürücü olduğundan ve kadınların aslında porno sektöründe değil toplumun her yerinde sömürüldüğünden bahsediliyor. Şuçlu olarak porno değil kapitalist sistem gösteriliyor. 

Şu anda birçok porno siteye Türkiye’den erişilemiyor. Neden? Cinsellikte insanların yeme içme gibi bir ihtiyacı. Sırf tabusal bir kural diye bunu engellemenin amacı ne? Devlet izniyle genelevler bile işletiliyorken porno sitelerin kapatılması kadar saçma birşey olamaz.

Şurada Berkin Bozdoğan çok güzel açıklamış. Okumanızı tavsiye ederim. Kısacası bilgiye erişim hakkı şöyle ya da böyle (kısmide olsa) yasaklanmamalı. Çoğu kişi kendi işine gelen yasaklamalara ses çıkartmazken, işlerine gelmeyenlere karşı aslan kesiliyor. Bu da saçma bir durum ortaya çıkartıyor. Her türlü düşünce paylaşılmayı hakeder, bunu unutmamak lazım.

Şurada ise bir diğer sansür karşıtı kampanyaya ulaşabilirsiniz. Kampanyanın ismi “Sansüre Sansür”. Epey yol almış gibiler. Kısaca söyledikleri şey :

“Sansür, sadece sanal ortamda değil, her ortamda var olabilen bir tehlikedir. Sanal ortamdaki sansürün sanata, resimlere, filmlere ve kitaplara da sıçraması gayet mümkündür. Bu nedenle sansürün her türlüsüne karşı durmak gerekmektedir. Çünkü sansür, özgürlüğün ihlalidir. Bu nedenle bizde SANSÜRE SANSÜR diyoruz ve birazcık ses çıkartıyoruz.”

Fikir özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü bunların hepsi aynı kapıya çıkıyor. İnsanlar istedikleri gibi düşünebilmelidirler ve bunu ifade edebilmelidirler. Başkalarının düşünceleri size doğru gelmeyebilir belki ama o düşünceler açıklanmadan bunu nereden bileceksiniz?

Yazıyı Ray Bradbury’nin sansür karşıtı kült romanı Fahrenheit 451‘den bir alıntıyla bitirmek istiyorum. Ben zaten ne yaparsam yapayım meseleyi onun kadar güzel anlatamam en iyisi sözü bırakmak :

- Bu işin ne zaman ve nerede başladığını soruyorsun, değil mi? Aslında iç savaşla beraber başlamış olduğunu söylüyorlar. Fotoğrafçılık kendi başına bir meslek olana kadar bunu benimseyemediğimiz bir gerçek. Sonra… yirminci asrın ilk yarısında sinema başladı. Radyo, televizyon. Her şey kütle haline geldi. Kütleleşmeleri yüzünden basitleştiler. Bir zamanlar kitaplar, belirli kimselere özgü oldu. Orada burada, falan filan. Dünyada herkes görmeye duymaya başladı. Nüfus gittikçe arttı. Filmler, radyolar, dergiler, kitaplar bir çeşit norm halini aldı, beni takip edebiliyor musun ?

- Zannedersem.

-Gözlerinin önüne getir. On dokuzuncu asırda insanlar atları, köpekleri, arabalarıyla yavaş gelişen bir topluluktu. Sonra, yirminci asırda, birden gelişmeye başladılar. Kitaplar daha kısa olmaya başladı. Yoğunlaşma. Öğütme. Komprime, Her şey kaynamaya, kötü sonuçlanmaya başladı. Kötü sonuçlandı. Klasikler on beş dakikalık radyo oyunu haline geldi. Sonra kitaplar iki dakikalık sütunlar haline getirildi. Sözlükler on iki satırlık oldu. Tabiî, sözlükler sadece müracaat içindi. Hamlet bir sayfalık piyes haline sokuldu. Anlıyor musun?

- Okullar kısaltıldı. Disipline boş verildi. Felsefe, tarih, lisan dersleri kaldırıldı. İngilizce yavaş yavaş ihmal edildi, sonra tamamen unutuldu. Hayat çabuk geçiyor. Önemli olan iştir, zevk işten sonradır. Bir şalteri açıp kapamak, bir düğmeye basmak veya bir somunu sıkıp gevşetmek varken öğrenime ne lüzum var ? 

- Düğme yerine fermuar kullanılıyor. Neden? Giyinirken vakit kaybetmemek için. Hayat büyük bir uçurum haline geliyor Montag. Her şey hızlanıyor.

- Şimdi de azınlıkları ele alalım mı ? Nüfusu arttıkça azınlıklar da çoğalıyor. Köpek sevenlerin, kedi sevenlerin, doktorların, avukatların, tüccarların, şeflerin, Mormonlann, Papazların, Çinlilerin, İsveçlilerin, Italyanların, Almanların, Teksaslıların, İskoçların, Oregan veya Meksikalıların sakın ayaklarına basayım deme. Kitaplardaki, piyeslerdekî, televizyondaki insanlar hiç kimseyi temsil etmiyorlar. Pazar ne kadar büyük olursa, Montag tartışma o kadar az olur, bunu hiç unutma! En küçük azınlıkların bile kulakları temiz kalmalıdır. Yazarlar, şeytanî düşüncelerle doludur; daktiloları kilit altına alırlar. Kitapların hiç değeri yoktur. Kitap satışlarının durduğunu bilmiyor musun? Fakat ne istediğini bilen toplum çok mutludur. Başarı sağlayan hep eğlenceli dergiler. Tabiî, üç bulutlu seks dergileri, işte, Montag. Bugün için mutlu olmanı onlara borçlusun, Bugün için eğlenceli dergileri ve ticaret gazetelerini okuyabiliyorsun.

- Evet, ama itfaiyeciler ne oluyor?, dedi.

- Bunun açıklaması kadar kolay ve doğal bir şey var mı? Okullarda daima kendine yabancı olan şeyleri ararsın. Kendi sınıfında çok zeki olan bir arkadaşın vardı, her halde, değil mi? Diğerleri aptal aptal yerlerinde otururken bu arkadaşın bütün soruları cevaplandırabiliyor ve diğerlerinin nefretini kazanıyordu, değil mi? Onunla hır çıkartmak istemedin mi hiç? Muhakkak ki, onunla kavga ettin. Hepimiz aynıyız. Kimse eşit doğmamıştır, ama hayatta eşit haklara sahip olmuşlardır. Bu takdirde saklamak lüzumunu duydukları bir şeyleri yoktur. Şu halde, bir kitap dolu bir tabancaya benzer. Onu yakmalıdır. Yani, tabancanın mermileri bolşaltmış oluyorsun. İyi okumuş bir kimsenin hedefi kim olacak, bilir misin? Ben mi? Katiyen. Geçen akşam söylediğin zaman haklıydın, bir zamanlar bütün evler yangına karşı dayanıklı değildi. Eskiden itfaiyeciye sadece yangın söndürmesi için ihtiyaç gösterilirdi.

- Uygarlığımız öylesine geniş ki, azınlıklar tarafından tedirgin edilmesine imkân verilmemelidir. Bunu hiç bir zaman unutmamalısın. Kendi kendine sor, bu ülkeden ne istiyoruz? insanlar mutlu olmak istiyorlar, doğru değil mi? Hiç duymadın mı? İnsanlar, ben mutlu olmak istiyorum diyorlar. Eh, mutlu değiller mi? Onları her zaman hareketli tutmuyor muyuz, onlara eğlence vermiyor muyuz? Bütün yaşantımız bunun için değil mi? Eğlence için yaşamıyor muyuz? Kültürümüzün bunu temin ettiğini kabul etmelisin.

- Derisinin rengi değişik olan insanlar küçük siyah Sambo’yu sevmiyorlar. Yak onu. Beyazlar, Tom Amcanın Kulübesini sevmiyorlar. Yak onu. Birisi tütün ve kanser hakkında bir kitap mı yazmış Sigara içenler ağlıyorlar mı? Kitabı yak. Huzur, Montag. Sükûn, Montag. Mücadeleni dışarı götürürsün. Daha iyisi, yakma fırınına. Cenazeler mutsuzdur, öyle değil mi? Onları da saf dışı bırak. Bir kimsenin ölümünden beş dakika sonra fırına gönder yansın, kül olsun. On dakika sonra ölen adam kömür veya kül yığını haline gelmiştir. Kişiler hakkında kaçamaklı konuşmalara kaçmayalım. Onları unutalım. Hepsini, her şeyi yakalım. Ateş parlaktır, ateş temizdir.

Bu yazı istenilen yerde istenilen şekilde yayınlanabilir (değişikliklerden yazının orjinalini yazan yazar kesinlikle sorumlu değildir). Sadece yazdığınız yazının altında veya üstünde orjinal yazıya link verirseniz sevinirim. Vermezsenizde sorun değil. İlginiz için teşekkürler.

Eğer girdiyi beğendiyseniz, başkalarıyla da paylaşın!
Tusul | Habberci | Haber.gen.tr | Oyyla | Bağcık | 100 Puan | Linkibol | Teknikim

Yorum Bırakın