İnsanlar -özellikle biliÅŸim ürünlerinde- marka fanatiÄŸi olabiliyorlar. Burada markadan kastım, ürünün kendisi veya “konspeti”. Marka kelimesini kullanmamdaki amaçsa, iletiÅŸim teorilerinde geçen “marka bağımlılığı” terimine atıfta bulunmak.
Uzun zamandır internet ortamında konuşulan konulardan, tartışmalardan çıkardığım sonuç; insanların kullandıkları veya kullanmayı sevdikleri ürünlere ve onları üreten kurumlara gönülden bağlandıkları. Bu çok ilginç bir durum. Yani bugüne kadar hiçbir yerde, kullandığı margarine bu kadar bağlanan bir ev hanımı görmedim. Bunun belirli sebepleri var tabiki. Bu ayrı bir yazının konusu.
Kaç kiÅŸi bugüne kadar windows-linux tartışması görmedi? ya da .Net – Java ya da Apple – PC. Burada dikkati çeken durum, tartışan kesimin genelinde hakim olan konu hakkında bilgisizlik. Tartışmaya katılanların büyük kısmı (dikkat edin hepsi demiyorum) tartışılan konu hakkında yeterli teknik bilgiye sahip deÄŸil. Mesela Java’nın .Net’ten üstün olduÄŸunu iddia edenlerin (ya da tersi) genelde iki platform hakkında bile yeterli bilgisi yok.
“C’nin birinci olması sanırım okullarda hep programlamaya baÅŸlangıç dili olarak öğretilmesinden olabilir, php’nin bu kadar popüler olması da öğrenmesi kolay olmasından olabilir. python ve ruby’de geleceÄŸin en popüler dilleri olacak gibime geliyor. microsoft teknolojilerinin populer olmaması da güzel bir haber. asp php’ye yenildi, .net ise java’ya yenildi, windows da yakın bir gelecekte linux’e yenilcek.”
EleÅŸtiri yapanların bir kısmı da sanki yapılan iÅŸler kolay birÅŸeymiÅŸ gibi sürekli yıkıcı eleÅŸtiriler getiriyorlar. Yani yapılan iÅŸin altyapısını bilmeden, geliÅŸmeye müsaitliÄŸini görmeden, piyasada bulunan her üründen “üstün” olmasını bekliyorlar. Åžunu söylemek isterim, birÅŸeyi geliÅŸtirmek kullanmaya benzemez. Herkes ortaya konulan ürünü kullanabilir, ama herkes onu geliÅŸtirecek düzeye gelemez. Karşıdaki kiÅŸinin/kiÅŸilerin sarfettiÄŸi emeÄŸi-ki öğrenme, geliÅŸtirme gibi birçok alanı var- direkt çöpe atıp, bu külliyen olmamış, kesin piyasadan silinir, ya da xxx ürünündeki herÅŸey bundan bilmem kaç kat daha süper gibi yorumlar yapmak bana çok yanlış geliyor. Özellikle Open-Source ürünler ve piyasada kemikleÅŸmiÅŸ ürünlere çıkan rakipler hakkında bu ÅŸekilde yorumlar yapılıyor. Zaten bütün yazılımcılar, yaptıkları iÅŸin ne kadar zor olduÄŸunu bilmeden, ahkam kesen kiÅŸilerden pek hoÅŸlanmazlar (-ki bunlar genelde patronlar, müşteriler veya pazarlamacılardır
) . Eleştirilerde getirilen yorumlar doğru olabilir. Ama bunu üretilen ürüne direkt düşmanlık şeklinde göstermek çok saçma. Buna en güzel örnek sanırım windows ve linux fanatikleri arasındaki tartışmalardır. İki tarafta vahşiler gibi birbirlerine saldırırlar. Ama aslında şu gerçek gün gibi ortadadır; isteyen istediğini kullanır. Peki neden karşı tarafa neden saldırmak gerekir?
Bunların altında birazda dünya görüşlerinin saklı olduğunu düşünüyorum. İnsanlar kendi dünya görüşlerine uygun konseptleri delicesine savunuyorlar. Dikkat edin buna benzer tartışmalar genelde siyasi arenada ve dinsel görüşlerde oluyor (örn: evrim tartışması).
Åžimdi örneÄŸimize gelelim. Åžunu belirteyim, benim bu yazıdaki amacım sadece bir tahlil. “Microsoft Düşmanlığı” ise sadece bir örnek.
Microsoft dünyanın en büyük yazılım şirketidir. Para ve gücün en önemli değerler olduğu günümüz kapitalist dünyasında, şirketler kar elde edebilmek için çeşitli stratejiler izliyorlar. Bunu insanların fanatikleri oldukları bütün firmalar yapıyor. Hatta durakta beklerken, bir sonraki duraktaki yolcuları kaçırmamak için durmayan otobüs şoförünün yaptığı gibi.
Microsoftun izlediÄŸi politikalar birçok kiÅŸi tarafından eleÅŸtiriliyor. Şöyle etrafımızda biraz dönüp, Microsoftun en büyük rakiplerine bakalım. ÖrneÄŸin Google. O da aslında tekelleÅŸme çabası içinde. Tek farkı, ürünlerinin çoÄŸunu bedava sunması. Ama karşılığında sizden yine birÅŸeyler alıyor. Burada marka imajı gibi aslında “sanal” yani “yaratılmış” deÄŸerler devreye giriyor. Microsoft en büyük olmanın bedelini bu ÅŸekilde ağır eleÅŸtirilerle ödüyor.
Objektif bakarsak, Microsoftun ürettiÄŸi ürünler çoÄŸu zaman standartları belirledi. Stratejisi (her zaman kullanıcı dostu ürünler üret) kesinlikle çok baÅŸarılı. DiÄŸer firmaların ürettiÄŸi ÅŸeyleri, kendi ürünlerine entegre ederek (kopyalayarak ve biraz daha geliÅŸtirerek) ve elindeki kitleyide kullanarak yeni ÅŸeylermiÅŸ gibi sundu ama sonuçta kullandırdı. Bu da ürünlerini sürekli geliÅŸtirmesi açısından iyi birÅŸey. DiÄŸer taraftan küçük ÅŸirketleri satın aldı (aynı rakipleri gibi), tekelleÅŸmeye çalıştı (aynı rakipleri gibi), patent davaları açtı (aynı rakipleri gibi), hep daha fazla kar elde etmeye çalıştı (aynı rakipleri gibi). Burada bir tek açık kaynak felsefesi ayrılabilir. Kar amacı gütmeden yapılan iÅŸleri bu “rakipler” arasına sokmak anlamsız olur.
Bunu daha öncede söylemiştim. Bana kalırsa, suçlu Microsoft değil, onun arkasındaki sistem ve o sistemin arkasındaki insan doğası.

[...] ürünlerinde marka bağımlılığını irdelediğim şu girdinin devamı niteliğindeki bu yazıda, bu bağımlılığın nedenlerini bulmaya çalışacağım. [...]
daha iyi olabilirdi