3

Türkiye’nin Bilişim Teknolojileri alanındaki potansiyelini bilmeyen yoktur. Gerek devlet yatırımları ve teşviklerinin hemen hiç olmaması, gerekse de sektör olarak pastanın ufak olması sebebiyle bu potansiyelin henüz çok ufak bir kısmı kullanılmaktadır. Oysa dünya üzerindeki örneklerden yola çıkarak (İrlanda, Hindistan, vs) bilişim alanına yapılacak yatırımlar ışığında çok farklı noktalara geleceğimiz kesin. Bu aslında başka bir yazının konusu. Buraya ülkemizdeki potansiyelin kullanılmamasının temel sebeplerinden birisiyle yolu kesişen bir diğer konu sebebiyle değindim : “Yazılım İhracatı”.

Dünya’da bilişim sektörü en hızlı büyüme kaydeden ve en çok gelecek görülen sektör. Bilirsiniz, bazı sektörler hiç ölmez denir. Örneğin; inşaat, gıda, sağlık, vs. Bana kalırsa bilişim sektörüde bu konuma yükselmiştir. Peki dünya’da bu sektör neden bu kadar yükseliyor ? Cevap çok basit : ihtiyaçlar sebebiyle. Görünen o ki bu ihtiyaçlar giderek artmaktadır. Bu bize iki sonuç gösteriyor. İlki dünya’da yetişmiş IT personeli açığının olduğu. Diğeri ise, ihtiyaç olan yere hizmet götürecek firmalara ihtiyaç olduğu.

Buradan yola çıkarak, dünya’daki yazılım firmalarının çoğuna bakarsak, hemen hepsinin “Globalleşmiş” olduklarını görürüz. Günümüzdeki iletişim araçlarının gelişmişliği sayesinde, şirketler, merkezlerini başka ülkelerde, birimlerini başka ülkelerde oluşturabilmektedir. Bunun getirileri ortadadır. Şunu da unutmayalım, globalleşmeyi sağlayan en önemli araç teknolojidir. Çünkü bu teknolojiler, uzak mesafeleri anlamsız hale getirmiş, insanların anında birbirlerinden haberdar olmalarını sağlamışlardır. Bu durumda, globalleşmenin baş sorumluları olan teknoloji firmalarının globalleşmesi kadar doğal başka birşey olamaz. Yabancı firmaların bunu gayet iyi başardıklarını görüyoruz. Örneğin, GoogleMicrosoft, Yahoo veya Business Objects Software isimli İrlanda kökenli bir firma gibi binlercesi, birçok dilde hizmetler sağlıyorlar.

Sorunlar 

Peki bu tabloda Türk yazılım firmaları hangi noktada ? Öncelikle şunu belirteyim, Türkiye’nin yazılım ihracatı yıllık toplamda 15 milyon dolar* kadar.  Microsoft’un Yahoo için önerdiği teklif ise, 44.6 milyar dolar. Bu tablonun ne kadar acı olduğunu görmek için sanırım bu rakamlar yeterli. Bir şirketin, diğer bir şirket için önerdiği teklif, koskoca bir ülkenin aynı sektörde yıllık ihracatının neredeyse 300 katı!

Bu 15 milyon dolarlık ihracatın önemli bir bölümünü ise, Esim Yazılım tek başına (en son Malezyayla sağlık sektörü için 10 milyon dolarlık bir anlaşma yaptılar) karşılıyor. Yani diğer firmalar kelimenin tam anlamıyla ayakta uyuyorlar! Bunun arkasında yatan sebep, tamamen kör olmak. Çünkü özellikle Ankara’da bulunan firmalar kendilerini Kamuya dayadıkları için başka işlerde pek gözleri kalmıyor. Diğer şehirlerdeki firmalarda keza öyle, olaya “at gözlükleriyle” baktıkları için durum değişmiyor. Türkiye’de markalı yazılım geliştirilmemesi, butik yazılımcılığın benimsenmesi ise diğer sorunlar. Ülkemizde bir bilişim sektörü olması bile bu durumda mucize. Firmalar hala, “Anadolu esnafı” modeliyle çalıştıkları için ve bir türlü profesyonelleşemedikleri için bu sorunlar oluşuyor. Ayrıca devletin bu konuya hemen hemen hiç teşvik etmemeside cabası.

Bu sorun sayesinde, bilişim sektörümüz yeterince gelişemiyor. Bu da elimizdeki potansiyeli kullanamamıza sebep oluyor. Bugün birçok yetenekli yazılımcı yurtdışına gidiyor.

Peki ne yapmak gerekir ?

Bir kere, markalaşma, ürünleşme gibi sorunları çözdüğümüzü varsayıyorum. Bu durumda, şu at gözlüklerini çıkartıp, iş yaptığınız sektörle ilgili dünyaya açılma vakti gelmiştir. Pek çok kişi bu durumda yazılımlarını Avrupa’ya, Amerika’ya satmayı düşünür. Bu noktada biraz duralım ve neredeyse dünya’daki çoğu firmanın görmediği bir yere bakalım : “Gelişmekte olan ülkelere”. Avrupa ve Amerika gibi gelişmiş ekonomilere iş yapmakta tabiki bir problem yok. Hatta fırsat bulunduğu zaman kaçırılmaması gerekir. Ama bu noktada daha çok ihtiyaç sahibi olan daha az gelişmiş ülkelere de göz dikmek gereklidir. Örneğin, Bangladeş’te bankamatik kullanımına yeni yeni gerçekleşiyor. Hastanelerin çoğu hala kağıt/kalem kullanıyorlar. Şimdi şunu sorabilirsiniz, bu ülkelerin yazılıma ayıracak bütçeleri var mı ? Elbetteki var. Çok çok astronomik rakamlar istemediğiniz sürece, değişik pazarlama stratejilerini takip ederseniz, bu ülkelere büyük oranda yazılım ihracatı yapabilirsiniz. Elinizin altında internet gibi bir araç olduktan sonra, aracı firmalar gibi bağlantılarıda bulmak çok sorun olmasa gerek. Ayrıca ürünlerinizi bu mecra üzerinden bile pazarlayabilirsiniz.

Yazılım ihraç edebilmek için atlanmaması gereken bir konuda, kalitedir. Kod kalitesi, proje kalitesi, destek kalitesi gibi birçok kalemin uluslarası standartlarda olması gerekmektedir. Bu durum zaten Türk yazılım sektöründe başlıbaşına bir problem. Şu adreste yurtdışına yazılım ihraç edebilmek için ne gibi özellikler gerekir sıralanmış. Gerçekten okunması gereken bir Makale.

Özetle şunu söyleyebilirim. Türk yazılım sektörünün öğreneceği çok şey olduğu açık. Bunların en önemlilerinden biriside ihracatın önemi. Ülkemize daha katkılı işler yapabilmek için bir an önce ihracat rakamlarınızı artırmamız lazım. Ayrıca bu şirketlerin büyüyebilmesi için en emin yol. Silkelenip kendimize gelmek için daha ne bekliyoruz ?

* Ben o ihracat rakamını microsoftun şu bülteninde görmüştüm. Sonradan araştırmalarımla rakamın çok daha fazla olduğunu gördüm (2006′da 650 milyon dolar). Aslında pek birşey farketmedi, yine de oldukça az bir rakam.

Bu yazı istenilen yerde istenilen şekilde yayınlanabilir (değişikliklerden yazının orjinalini yazan yazar kesinlikle sorumlu değildir). Sadece yazdığınız yazının altında veya üstünde orjinal yazıya link verirseniz sevinirim. Vermezsenizde sorun değil. İlginiz için teşekkürler.

Eğer girdiyi beğendiyseniz, başkalarıyla da paylaşın!
Tusul | Habberci | Haber.gen.tr | Oyyla | Bağcık | 100 Puan | Linkibol | Teknikim

3 Yorum

  1. Bora Güngören diyor ki:

    Yazıdaki ana fikre katılmakla birlikte, istatistikler konusunda biraz düzeltme yapmam gerekiyor. Türkiye’nin yazılım ihracatı yaklaşık olarak 500 milyon dolar seviyelerinde. Yakında 1 milyar doları bulması konuşuluyor. Yani resim o kadar da kötü değil. Ama Türkiye’nin yazılım iç pazar potansiyeli ve dış pazara dönük avantajlarını göz önüne alınca yine de acınası bir miktar.

    Ankara’daki büyük ölçekli yazılım şirketlerinin ve savunma sanayi şirketlerinin yazılım bölümlerinin bir nevi kamu işlerine odaklanarak rahatladıkları doğru ancak zaman zaman bu şirketler bu projelerde edindikleri deneyimleri ihracata odaklı olarak da kullanabiliyor. Örneğin Tepe Teknoloji, TSK için yazdığı ve yaklaşık 20 milyon dolar bedelle aldığı bir ihale işindeki yazılımın özelleştirilmesi sonucu Suudi Arabistan’a yaklaşık 200 milyon dolarlık bir satış gerçekleştirdi. Ben bunu Tepe Teknoloji Genel Müdürü ile başka bir konuda görüşme yaparken laf arasında öğreniyorum. Başkalarının haberi dahi yok. Gazetelerde köşede kalmış bir haber olmuş ama miktar yok. Yada Havelsan’ın Barış Kartalı projesindeki işi aslında iç pazara dönük değil çünkü projeyi yürüten Boeing olduğu için Havelsan Boeing alt yüklenicisi olarak çalışıyor. Yaklaşık 1 milyar dolarlık işi Boeing’den almış durumda.

    Yine istatistiklere hiç girmediğini bildiğim benzeri Ankara yazılım şirketleri de var. Bir dönem 150 küsür kişiye çıkan ETC vardı mesela. Sadece yazılım ihracatı yapardı. 150 kişinin ürettiği yazılımın satış bedelini merak ederim ama bilmem. Veyahut Siemens, Alcatel-Teletaş gibi uluslar arası şirketlerin Türkiye’deki birimleri, yurt dışındaki birimlerine yazılım sattığı zaman da bunlar çok dikkat çekmez. Merak edenler için söyleyebilirim, Siemens’in kendi iç yazılım ihtiyaçları (ki küçümsenecek bir şey değil) neredeyse tamamen Ankara’daki ve İstanbul’daki Türkiye ofislerinde karşılanıyor. Bu tür işlerde çalışan insan sayısı gene yüzler ile ifade edilir. Ama parasal değeri bilemem.

    Esas mesele istatistiklerin derlenmiyor olması.

    Bu tür istatistiklerin sağlıklı derlenmesindeki önemli bir engel firmalardan istatistiki bilgi istendiği zaman vur deyince öldür misali bir yaklaşım ile inanılmaz detayda veri istenmesi. Esas işi yazılım üretmek olan ve çoklukla asgari idari kadro ile (yani sıfır idari personel) çalışan yazılım şirketleri bu tür verileri sağlayamıyorlar.

    Benim kendi masamda da TÜİK anketi duruyor. Muhasebecimiz ile o anketi doldurabilmek için çalışacak bir günüm yok ne yazık ki. Halbuki anket dediğiniz 15 dakikada doldurulabilmeli.

    Portakal Teknoloji 2009′da yurt dışı pazara ciddi ürün satıyor olmayı hedefliyor olsak da TÜİK bu gidişle bunu 2010′ların içinde bir yerde gazeteden öğrenecek. Halbuki, Teknokent’e 3 ayda bir verilen ve Maliye Bakanlığı’na da ayrıca beyannameler içinde aktarılan verileri toplayıvermek çok daha kolay. Orada hem şu ana kadarki hem de ileriye dönük tahmini verilerimize erişebilirler. Belki TÜİK’in istediği kadar detaylı olmayabilir ama daha stretejik saptamalar için geçerli ve yeterli bir veri olacağından eminim. .

    Hoş zaten TÜİK’in sorduğu çoğu soru da ar-ge yapan hele yazılım ihracatı yapan şirketler için anlamlı değil. Mesela aklımda yanlış kalmadıysa, aile fertlerinden ücretsiz ve SSK’sız çalışan (çocuk) olup olmadığını merak ediyorlardı. Bir bakkal dükkanı için geçerli olabilecek bir soruyu kurumsal pazara dönük çalışan yazılım şirketine sorarsanız doğru mu olur?

    Sözün özü, iş yapılmıyor değil, sadece anlatılmıyor, reklamı yapılmıyor. Bu da başka bir problem. Onu da tartışmak gerekir.

  2. Gürkan Yeniçeri diyor ki:

    Selam Kaan,
    Öncelikle blog dünyasına hoşgeldin. Aynı fikirde olan kişilerin çoğalması çok güzel. Makaleme link verdiğin ve konu hakkında yazdıkların için sağol. Ayrıca Bora’ya da teşekkür ederim, bilmediğim pek çok istatistiksel bilgiyi sağladığı için.

    Sanırım Bora’nın bahsettiği duyurulmayan satışları duyurmak biz blogculara kalıyor. Örneğin Tepe Teknolojinin genel müdürü ile bir röportaj (yada podcast) olsa çok güzel olurdu. Blogun için bunu bir düşün; röportajı ayarlayabilirsen çok güzel olur.

  3. Kaan Arslan diyor ki:

    @Bora Güngören

    Ben o ihracat rakamını microsoftun şu(http://kaan.basesistem.com/files/microsoftBulten.jpg) bülteninde gördüm. Zaten yazıyıda sinirlerimin bozulması üzerine yazdım. Yazıda kendi gözlemlerimde vardı tabii. Demekki microsoftta bu rakamları tam bilmiyor.

    Evet, eğer bir istatistiki derleme yapılmıyorsa bu da büyük bir sorun. Sonuçta ne durumda olduğumuzu bilmemiz gerekir bence. Yalnız ben yinede 1 milyar doların bile çok büyük bir miktar olmadığını düşünüyorum. Sonuçta koca bir ülkenin gelişen bir sektörünün yıllık ihracat miktarı bu.

    @Gürkan Yeniçeri

    Çok teşekkürler, uzun zamandır takip ettiğim insanların benim yazılarımıda okuması çok sevindirici birşey.

    Doğru söylüyorsunuz, böyle şeyleri hem bizim yapmamız hemde duyurmamız gerekiyor. Bu röportajı ayarlamaya çalışacağım.

Yorum Bırakın